Guatemala 🇬🇹

Bu yazıda sizleri darlamayacağım söz :))
Zaten fazla yazamadım zira telefon ile zor oluyor. Yazım hatalarını geriye dönüp düzeltmek ise tam bir zulüm. Belki olurda panama da ucuz Laptop denk gelirse daha iyi yazabilirim. Edebiyat bile kasarım. Off gaza geldim. Yavan bir yazı olsa da iyi okumalar.

Guatemala sınırından girdiğim de gördüğüm ilk şey motosiklet ve pazarda ki insanların kalabalığı oldu. Sınırda kaşeyi de vurdurdum ve camda arananlar listesini görünce oha lan nereye geldik dedim.! Welcome to Guatemala

Bu arada Meksika sınırından çıkarken 500 Meksika pesosu istiyor memur. Turizm vergisi adı altında. Eğer Meksika ya uçak ile girdiyseniz bu vergiyi zaten ödemiş oluyorsunuz ve araç ile çıkarken ödemek zorunda değilsiniz. Eğer böyle birşey sözkonusu ise uçak firmasından detaylı bir e posta ister ve çıktısını gösterirseniz ücret ödemek zorunda kalmazsınız. Ben ispatlayamadım. Uçak biletlerimi göstermeme rağmen kabul etmedi memur. İlla ki çıktı olmalı. Memurun inisiyatifine de bağlı. Guatemala da ise 25 peso istediler. Aracım Meksika San Cristóbal de las casas kasabasından Guatemala nın Atitlan gölüne direkt gidiyor. 300 Meksika pesosu. Guatemala sınırına gelince araç değişti. 1 saat bekleyip yola koyulduk. Yol ilk 2-3 saat iyiydi ama sonra bol bol kasisler ve çukurlar başlayınca tabiri caizse içimiz dışımıza çıktı. 5 saat kadar böyle gittik. Akşam 19:30 gibi Atitlan gölü kıyısında ki Panajachel kasabasına geldim. İlk işim yemek yemek oldu. İnternete girip kalacak hostel tarzı birşeyler arasamda ucuz bulamadım. Birçok kişinin işlettiği evler kayıt dışı. Bir ara İtfaiye sirenleri çaldı ve yola koştu herkes ne oluyor diye. Bende felaket uyarısı falan sandım ama itfaiyenin halka şeker atması sonucu şoka uğradım. Çantamı alıp sokak sokak dolaştım. 5-6 tane Hospedaje gezdim. Hospedaje ler pansiyon gibi ve ailelerin işlettiği mekanlar. Gayet ucuzlar. Bazılarında internet var. Birine girdim 50 Quetzales yani 25 tl fiyatı. Özel oda hemde. Odalar köy evi gibi. İnternet ve sıcak su ayrıca iyi kötü bir mutfağı var. Aynı yerden Türk arkadaşlara da iki oda ayırttım. Ertesi gün Claro sim kart almak için merkezde ki binadan hat aldım. O sırada Hande geldi. Sanaldan birbirimizi tanıyor olsakda ilk kez yüzyüze tanıştık. Göl kenarını gezdik. Doğal bir parka kaçak girdik kelebek laboratuvarını gezdik. Fotoğraflar çektik bol bol. Akşam olunca Hidayet ve Özlem de gelince çeteyi 4ledik. Guatemalan ın sokak lezzetlerini deneyip yatışa geçtik. Ertesi sabah 5:30 da uyanıp gün doğumunda göl ve volkan fotoğrafları çekmek için göl kenarına gittik. Sanırım hayatım boyunca gördüğüm en güzel manzara olabilirdi.

Atitlan gölü

Atitlan gölü ve arkasında üç tane volkan. Böyle bir göl yeryüzünde var mı bilmiyorum ama sanırım yoktur. Panajachel oldukça turistik ve hareketli bir kasaba. Göl kenarında yürüyüş yapılabilir. Yemek fiyatları ortalama 10 tl. Daha aşağı çekmek mümkün. Guatemala gibi bir ülkede bana pahalı geldi fiyatlar. Turistik olduğu için diye düşünüyorum. İki gece kalıp sabah 11 gibi sahilden teknelerin birine binip San Marcos kasabasına geçtik. 20 Q fiyatı. Bir saat sürdü yolculuk. Gölün etrafında 6-8 arası küçük kasabalar mevcut. Hepsine küçük tekneler ile ulaşım var. San Marcos ise Hippilerin, Vejetaryen ve Yoga, Meditasyon yapan insanların buluştuğu bir kasaba. Oldukça hareketli ve güzel bir kasaba. Panajachel’e göre daha iyi. Küçük olmasına rağmen çok şirin bir yer. Kişi başı 50 Q ya kahvaltılı bir hostelde kaldık. Girişteki Restorant Fe nin sahibi olan İngiliz adam hostelin de sahibi olunca uygun bir fiyata verdi bize odaları. Bir ara yan tarafta köyün birine yürüyüşe gittik sahil kenarından. Sol tarafımız dik yokuş sağ tarafımız atitlan gölü. Gideceğimiz köye giden patika yolu tehlikeli diye duymuştuk ama yine de gidelim dedik. 70 yaşlarında turist bir adam bize doğru geliyordu. Ne olduğunu sorduk, önünü elinde palalı biri kesmiş, para istemiş. Bu amcamızda adamı ittirip geri kaçmış. 5 dakika sonra başka bir adam daha geliyordu 50 yaşlarında o da aynı şeye maruz kalmış. Bu amcamız ise elinde ki biber gazı ile etkisiz hale getirmiş. 20 dakika yerinden kalkamaz dedi. Bizde kendimizi riske atmaya değmez diyerek geri dönmüştük. Dönüş yolunda odun taşıyan genç kızlar, meyve taşıyan ufak kız.

Duymak ve görmek istediklerini cımbızlayarak alan ve bunları kendi eğilimlerine göre yorumlayıp, kendi Matrix’lerini yaratan ve bunlara inanan, “tapan” bir yapımız var.

Öncelikle bunu bir dereceye kadar fark etmeden ve ardından bu arızalı yapıyı “hack”leyip, gerçek anlayış yaratmak asıl işimiz olmalı. Böylesi bir çaba ve samimiyet çok az kişide rastlanan bir durum. Birçok kişi kendi mevcut yalanlarında ya da o yalanların gelişmiş versiyonlarında yaşamaya devam ederken hakikate ulaşmayı umuyor – boş yere

O sahneyi unutmam mümkün değil. Hepsi ağır şartlarda çalışıyor ve yaşıyor. Hemde dünya çocuk hakları gününde. Herkesin kaderi, derdi farklı.. San Marcos da bir gece kalıp 4 arkadaş tekrar bir boat ile karşı kıyıya San Pedro kasabasına geçtik. 10 Q fiyatı. 15 dakika da oradaydık. İlk işimiz çantaları bırakıp kalacak yer bulmak oldu. Uzun uğraşlar sonunda 3 gece için toplam 100 Q ya bir pansiyon bulduk. Gecelik 17 tl ye denk geliyordu. Göl manzaralı bahçesi ve mutfağı da vardı. Çok iyiydi. Karides yemeği yaptık bir akşam. Gece hayatı hafta sonu gayet iyi. 1 saati 5 tl ye kano turu yaptık. Akşam gün batımında çok iyi geldi. Yukarı mahallede pazar kuruluyor ve oradan hertürlü ihtiyacınızı gidermek mümkün. Sabah kahvaltıları için peynir dahi bulduk. Akşam yemeği için sebzeler de aldık.

Son gün chicken bus ile Santiago kasabasına gittik. Otobüs şoförleri bayağı hızlı sürücüler. Koca otobüs savrularak gitti köye. Santiago pazarı da oldukça hareketli. Köyde gayet şirin. Buraya gelmemizin asıl amacı Máximon’u görmek. Yani sigara tanrısı. Sadece sigara da değil. Alkol de için bir tanrı bu. Ama bu tanrı bir ağaçtan yapılma. Kolları ve bacakları yok. Kulaktan dolma birsürü efsane okusam da aslında nedeni tamamiyle gizem. Gelen misafirler nezaketen alkol,sigara ve para gibi hediyeler getirip sunuyorlar. Máximon her yıl başka bir eve başka bir bedende misafir oluyor. Bir yıl o evde kalıyor ve ailenin aslında bir nevi geçim kaynağı oluyor. Bana turistik bir gösteri gibi gelsede sonradan öğrendim ki Máximon’a gerçekten inananlar varmış. Eğer bir gün yolunuz Atitlan gölüne düşerse Máximon’u mutlaka ziyaret edin. Giriş için ve foto için cüzi bir miktar para isteyebilirler. Hatta giderken sigara bile hediye götürebilirsiniz.

SANTIAGO KASABASI VE MAXIMON

San Pedro da birgün önceden gideceğimiz Antigua biletlerini alıp işi garantiye aldık. Sabah 10:00 gibi hareket ettik. 4-5 saatin sonunda vardık. İlk işimiz internetten baktığımız hostelleri gezmek oldu. Ucuz bulduğumuz teras hostele gidip yerleştik. İlk gün haliyle şehri gezdik. Şehrin şirinliği, tatlılığı gerçekten güzel.

ANTIGUA

Taşlarla döşenmiş sokaklar, tek katlı evler. Yeterince büyük bir şehir. Ertesi gün sabah 9 da minibüse binip Fuego yanardağını görmek için yola çıktık. Bunun için bir gün önceden tur satın aldık. Turda yemekler,ulaşım,konaklama (kamplı) dahil. Pazarlık yaparak diğer turist ofislerinden daha uyguna almak kolay. Yaklaşık 5-6 saat zorlu bir tırmanışın ardından kamp bölgesine ulaştık. Hemen bir çadır seçtik kendimize. Çadırlar dört kişilik. Biz üç kişiyiz. Birde alman bir bayan ile tamamladık çadırı. Yarım saat sonra yağmur ardından şiddetli bir dolu yağışı başladı. Üç saat kadar sürdü bu yağış. Üç saatin sonunda yerler beyaza bürünmüştü. Kar gibi.. Hava buz. Hava kapalı olduğu için hiç birşey göremiyorduk. Bende gidip biraz uyuyayım desemde soğuktan uyuyamadım. Kalktım ve hava açmıştı. Gördüğüm manzara inanılmazdı. Önce patlamayı görüyor sonra bir gümbürtü kopuyordu. Ses iki saniye sonra duyuluyor. Bu ses bazen çok yüksek olabiliyor. Bazen şehirden de duyuluyor. Patlayan ve saçılan lavların aşağı doğru bir kaya gibi sürüklenmesini izlemek, gecenin sessizliğini bozması inanılmaz bir görüntüydü. Sanırım hayatımda böyle bir doğa olayı görmedim ve göremem de. Her 20 dakika da bir patlayan yanardağı sabaha kadar saatlerce izledik. Baraka gibi bir yerde yanan ateşin başında ısınmaya çalışıp sohbet ettik ve güzel manzaranın tadını doyasıya çıkardık. Sabah gün doğumu ise başka bir pasif yanardağın ardından doğunca başka bir görsel şölen oldu bizim için. Bulutlar aşağıda biz ise yukarıda gün doğumu izledik. Sanki uzayda gibiydik.. Birgün tekrar buraya geleceğim buna eminim. Unutulmaz bir gece ve iki gün geçirdik.

Sabah 3-4 saatin sonunda ancak inebilmiştik. Biraz bekleyip minibüse binip hostele gittik. İlk işimiz is ve karbondioksit kokan üstümüzü ve kendimizi yıkamak oldu. Sonra 2-3 saat güzel bir uyku çekip akşam dışarı çıktık. Instagramdan bir arkadaşımın tavsiyesi ile Harika birer Creps yedik. Nutellalı,muzlu ve çilekli. Şeker komasına girebilirdim ama çok güzeldi.

Hatırası

Ertesi gün şehrin kalan bölümünü gezdik yavaş yavaş. Bir gece daha kalıp chicken bus ile Guatemala citye gittik.

CHICKEN BUS

Otobüs bozuldu normal olarak başka bir otobüse binip devam ettik. Otobüsler tamamiyle külüstür ve şoförler çok hızlı. Hızlı ve öfkeli gibi.. Sanki luna parkta Roller Coaster a binmiş gibi savrulmanız kaçınılmaz. Hidayetler ve ben coucsurfingden ayrı ayrı ev bulduğumuz için 3 gün ayrı kaldık. Benim kaldığım yer Guatemala city’nin Nişantaşısı diyebilirim. Uber pahalı geldiği için taksi ile eve kadar gittim. Ev sahipleri biri Guatemalalı diğeri amerikalı. Mahalle ve apartman lüks. Evde yok yok. İlk işim tabi kirli çamaşırlarımı yıkamak oldu. Gece yemek yemeğe çıktık ve haliyle lüks bir yere gittik. İyi bir fiyat ödeyip çıktık :))

Sabah kahvaltı evde öğlen yemeği Çin restoranın da yedik. Yine güzel bir hesap ödedik. Şehir merkezini gezdik. Festival ve hafta sonu olduğu için kalabalıktı.

GUATEMALA CITY

Akşam canlı müzik çalan bir mekana gittik. Ev sahibi David in bir zamanlar gitar çaldığı mekana. Ortam fenaydı. Aşırı gürültülü hardrock heavy metal müzikleri çalındı.

Tam aradığım ortam. Sabah kahvaltıyı yapıp ben müsaadenizle kaçayım dedim başka şehre gideceğim diyerek teşekkür edip vedalaşıp çıktım evden. Couchsurfing yani başkasının evinde misafir olmak bazen bir hostelde kalmaktan daha pahalıya gelebiliyor. Sırf misafirim diye başkasından geçinmek ayıba kaçabilir diye eve yemeklik malzeme aldığım çok oldu. Yemek, tatlı yaptığım oldu. Bu evde ise kahvaltı hariç tüm yemekleri dışarda yiyince, ev halkıda zengin olunca bana pahalıya patladı açıkçası 🙂

Daha fazla zarara girmeden izin alıp çıktım. 20 tl ye kahvaltılı bir hostel buldum. Merkezde tam 6 km yürüdüm çantayla. Pazar olduğu için ana cadde trafiğe kapalı ve insanlar yürüyüş yapıp bisiklete biniyor. Tüm yolu o yolda bende yürüdüm. Yorucu ama çok keyifliydi. Hostele yerleşip tarihi merkezi yanlız keşfettim. Ertesi gün hidayetler ile buluşup Semuc Champey’e gittik. Bunun için önce Cobán’a gitmelisiniz. Buradan Lauquen arabasına binip ulaşabilirsiniz. ‎Lauquen araçları erken bitiyor erken gitmekte fayda var. ‎Lauquen aracına birinin arabası ile bizi terminale yetiştirmesiyle son saniyede yetiştik. Araç full artı full. Kapı açık benim yarım dışarıda gittik.

Tam 4 saat. Çileli bir yolculuktu. SEMUC CAMPEY Merkeze inince etrafımızı hotelciler sardı. Topu hidayete attığımız için özlem ve ben rahatlık. Hidayet ispanyolca biliyor. Bazen bilmememin verdiği rahatlık rahatlatıcı bir unsur 🙂 Bir otel bulup yerleştik. Ertesi gün meşhur Semuc Campey’e gittik. Tur aldık. Pazarlık yaparak tur almak mümkün. Semuc Champeye giderken gördüğüm ev manzaraları beni amansız bir sorguya itti. Biz çok fazla lükse düşkünüz dedim. Bu insanlar ise bakir kalmış dağ ve nehir vadilerinde; musluktan akan su, merkezi ısıtma ve market eşyaları gibi konfor olmaksızın bireyler (yetişkinler ve çocuklar) komün hayat sürdürüyorlar. Çevreleri ile olan ilişkilerini değiştirerek, artık kendi kararlarından ortaya çıkan ekonomik ve sosyal şartlar ile yaşıyorlar. Araç kasasında yaklaşık 10 kişi 1buçuk saat yolculukla vardık. İlk etkinlik mağara turu. Mumların aydınlattığı uzun bir mağara da 2 saate yakın zaman geçirdik. Bazen su boyumuzu aşıyordu. Su soğuktu. Hiç sevmem soğuk suyu ıyyy.. Rambo gibi oldummağarada 🙂 Acı yoookkk

Ardından şambrel ile nehir de rafting.

Bayağı zevkli bir aktivite. 1 saat kadar zorlu bir yürüyüş sonunda manzarayı izlemek için seyir terasına çıktık. Gördüğümüz manzara bu!!

Yarım saatte inip kendimizi bu turkuaz suya attık. Ben hariç. Su soğuk çünkü :))

Öğle yemeğini 20 tl ye açık menü yedik. Dolu dolu birgün geçirip Lauquen’e hostele döndük. Sabah erkenden Tikal için FLORES kasabasına yollarına düştük. 7-8 saat yolculuktan sonra Flores kasabasına vardık. Flores kasabası ise sevimli,şirin, güzel bir yer. Gölyazının benzeri. Green Hostel kahvaltılı ucuz olunca yerleştik hemen. Yorgunluğu atıp kasabayı gezdik haliyle. Şansa kermes gibi birşey olduğu için göl kenarında 5 TL’ye bişeyler bulabildik. Suyundan,yemeğinden,birasından içip tam oraya adapte olduk diyebilirim.

FLORES

Ertesi gün hidayetlersiz tek başıma sabahın 4 üne bilet aldım Tikal için. Tikal girişide 70 tl var hani. Vermek istemedim ama kaçak girme,öğrenci olayı imkansız. İstemeyerek verdim parayı. Eh Tikal e girdim rehbersiz. Rehber olunca sanki özgür olamıyorum gibi hissediyorum. En büyük sebebide para vermek istememem. Girişte daha balta girmemiş ormanlar, adını bile bilmediğim hayvanlar karşılıyor beni.

Vaybe diyorum. Foto video çekme derken yarım saat sonra kendimi bu görkemli meydanda buluyorum.

Ağzım açık bi süre gezinmeler, oha bunları nasıl yaptınızlar. Insanmısınız lan siz demeler :))

70 m yükseklikte böyle görkemli birşeyi nasıl yaparlar o medeniyetler anlamak çok zor. Elin adamı yapıyor işte. Bizse elimizde telefon tweet atıyoruz lol

Kısaca bahsetmek gerekirse

TIKAL harabeleri en büyük Maya uygarlığı konumunda. En büyük tapınak Jaguar tapınağı ve yaklaşık 70 metre boyunda ve 200 basamağı var. Burada yaklaşık 400 tapınak olduğu söyleniyor ama günümüzde sadece %15 i açılabilmiş. Bölge devasa ve oldukça yaşlı ağaçlar ile dolu. Toplamda 580 kmkarelik alana yayılmış bir uygarlık. Ancak 5-6 km lik bir alanı açık durumda. Ormanda yüzlerce maymun ve onlarca hayvan türü ile karşılaşmanız olası. Balta girmemiş ormanlarda rotadan çıkarsanız kaybolmanız yüksek..

Bir ara yüksek sesle bağıran maymunları görmek istedim yol olmayan ormana girdim. Haliyle bulamadım maymunları ama geri dönüş yolunu da bulamadım ^_^

Bir an panik yapsamda 2-3 dakika sonra buldum. Hanzsel ve Grateli’de andım o anda lol

Siz siz olun bilmediğiniz yola girmeyin. Hele ortada bir yol yoksa hiç girmeyin. 5 saatlik bir gezi bitince öğlen 1 otobüsü ile döndüm Flores’e.

Sabah 4 de gelmenin bir artısını göremedim. Aman aman bir kalabalık söz konusu değil çünkü.

Küçücük floresi son günde Hidayetler ile tavaf edince eh ben gideyim dedim vedalaştık. Bu son veda olsun dedik. Zira Hidayet ve özlem ile üç defa vedalaştık. Bir şekilde görüştük biryerlerde. Ertesi sabah erkenden terminalden 06:30 ile Honduras/San Pedro Sula otobüsüne bindim… Guatemala’yı beklemediğim şekilde sevdim. Hiç böyle düşünmemiştim. Pahalı memleket bir gezgin için ama güzel.. Öpüldün Guatemala…

MÉXICO 🇲🇽

6 saatlik Lima-Mexico city uçuşundan sonra 19 Eylül Gece 00:30 da indim México city havaalanına. Uzun bir sorgunun ardından (nerede kalıcan, nerde çalışıyon, sonra ki durak neresi) gibi sorulara hazırlıklı gelmiştim ve dökümanları verdim görevliye. Ama TC vatandaşı olduğumdanmıdır bilemem cevaplar tatmin etmemiş olsa gerek ki evrakları alıp içeri gitti başkalarına gösterdi. İki kişi gelip bazı sorular sordular tekrar. Banka kartını,kredi kartını göster dediler. Ne kadar paran var sorusu arkadan geldi. Ya kardeşim göçmen olsam sizi mi seçerim diyemedim. Koskaca Amerika var yanınızda götü boklu Meksikanıza kalmadım ben diyemedim. (ülkeye aşık oldum sonra tabi o ayrı) 30 gün vizemi verin de gideyim diyorum içimden. Diğerleri abartmıyorum ama 1 dk sürmüyor ben 20 dk bekledim kesin. Görevli neyse dedi bastı kaşeyi geç dedi. Ne kadar vize verdiniz dedim 6 month dedi :sfsvslsl ben 6 hafta anladım iyi bari dedim fazladan iki hafta süper. Ama verilen kağıtta rakamı göremeyince emin olmak için ileride başka görevliye gösterdim Baba ne kadar vize aldığımı anlamadım kağıdı gösterdim 6 ay almışsın dedi en altta 180 rakamını göstererek. Oha oldum ben. Saçmalık lan dedim. 30 dan fazla vermiyorlar diye düşünürken 180 gün hakkım vardı. O kadar kalmayacak olsamda 2 ay kalırdım rahat. Sonra konuyu deneyimli arkadaşım Ender e bahsettim o da ; abi kesin yanlış verdiler sana da. Bizim bi arkadaş da aynı senin gibi 6 ay aldı 30 günden fazla kaldığı için ceza ödedi. Ya bilerek veriyorlar ceza öde diye yada TC vatandaşına 30 günden fazla verilemeyeceğini bilmedikleri için diğer ülke vatandaşı muamelesi yapıp hata ile karışık veriyorlar 180 günü, dedi.. İyi dedim konsolosluğa falan gider soruşturum diyerekten kapandı konu. Konuyu dağıttım ya vize işine girince. Sorguydu, havaalanından çıkıştı derken saat gece 1 oldu ben otobüs arıyorum merkeze gidicem. Gittim kapıya üzgünüm adamım otobüsler bitti cevabını aldım. Halbuki bu olaylar tr de oluyordu ama bize has değilmiş. Taxiye sordum ne kadara gideriz, 50 tl çekti. Hassiiie dedim. Oturdum hesap yaptım ulan gece 1 git otele yat falan 2 yi geçer. 5-6 saat uyumak için taksiye ve otele o para verilir mi manyak! Sen turistmisin ki dedim. Kendine gel falan. Sen gezginsin hooop. Git yat havalaalanında bir yerde. Sabah 6-7 gibi otobüslerle gidersin şehre. Gittim önce aç karnımı mc Donalds da doyurdum. Diğerleri kazık. Bu gibi kapitalizmin bize dayattığı firmaları bazen aşırı seviyorum. Zira fiyatlar uçuk değil ve genelde her yer de sabit oluyorlar. Yemek ye, biraz ücretsiz nete gir derken gece olmuş 3-4. Gittim yatacak yer aradım evsizler gibi. Zaten millet yere serilmiş. Kuytular köşeler kapılmış. Çadırım olsa valla kamp atardım. Hilton u görünce bi içine gireyim belki salonunda kanepede yatarım çakozlamazlar falan diye düşündüm ama giriş kapalı. Gece 3 de anca benim gibi evsizler dayanırdı kapıya. Gittim işlek bir yerde merdiven altına serildim. 1 saat olmadı rüya bile göremeden uyandım kalktım sırt perte çıkmış. Esneme gerilme hareketleri yaptım ki gören aa bu iyi uyumuş desin diye jajaajj Gezin,dolaş, sorgula,kendinle konuş derken otobüs geldi bastım otele. Yerim hazırdı zira İsrail’den arkadaşım ile buluşacaktık. Gittim otele işlemleri halledip 2 saat de lobide uykuladım odanız hazır dürtülmesiyle uyandım. Zıbarıp yattım ama o da ne acayip sarsıntı var, noluyo lan dedim!!! Oha deprem.!!!! Ekstra korkmadım nedense. Telefonu kaptım, enkaz altında kalırsam çıkartılana kadar sıkılmayayım tweet falan atarım düşüncesiyle aldım :)) hemen kapaksız bi dolap vardı içine girdim. Sarsıntı gitti ama hafif hafif böyle devam etti 2 dk kadar. Hiç birşey olmamış gibi ulan uykunun içine ettiniz deyip duş aldım çıktım dışarı. 7.1 deprem vuhuuu Gondol gibi sallandı hotel iyi dayandı valla. Şoku atlatmak için etrafı kolaçan etmek için çıktım caddelere. Millet sokaklara dökülmüş, özellikle plaza çalışanları muhabbet, komedi falan. Hiç birşey olmamış gibi ayak üstü muhabbetler şakalaşmalar. Bizde olsa 7.1 bunların hepsi ölüydü dedim, tabi bende. Alışmış herifler. Otelde zaten yangında ne yapılır gibi uyarı yok deprem anında ne yapılır uyarısı var sadece. Merkezde bir çok sokakta gezdim her sokakta camlar, duvardan dökülen ufak tefek taşlar falan. Bunun dışında bişey görmedim. Olan şehrin dışında 100 km kadar dışarıda ki şehirlerde olmuş. E havaalanında da bayağı hasar var. Kapalıyız yazısı asmışlar gibi kapanmış ve uçak trafiği kesinlikle yok. Ee arkadaş gelecek? Başka şehirlere yönlendirildiler haberini aldım. Cancun’a inmişler meğerse. 2 günde gelemedi arkadaş bu tarafa. Plan yaptık ben geleyim dedim sen bekle. Cancun’dan başlar aşağı doğru yavaş yavaş ineriz 2 haftada, geze geze.. Hemen toplanırsın aceleyle böyle amerikan filmleri gibi ama ssjskdkd nasıl heyecanlı ama çantaya tıkıyorum eşyaları. İndim lobiye parayı ödedim bi taksi çağırın havaalanına gitmeliyim dedim 10 dk sonra burada olur dediler, salla boşver deyip caddeye fırladım, taksinin önüne atladım, alışmıştım film gibiydi son 10 dakika :)) Airport dedim bastı gaza. Vamos vamos (acele acele) deyip gaza getirdim şoförü. Direkt koştum bana bir bilet ilk uçakla Cancun’a gitmeliyim dedim fiyatı söyleyince oha oldum. Film de bitti orada zaten :)) Welcome to true life baby!! Bi sonra ki ne kadar, ya bi sonra peki ya bi sonra ki?? Hahhh onu almak istiyorum dedim 7 saat sonraya aldım. 7 saat boyunca dolandım havaalanını. Zamanı gelince gittim Cancun’a.. Cancun’a varınca karşılandım haliyle. Bir yerde sizi karşılayan biri olması bu gibi durumlarda çok iyi geliyor. Sarılma, öpüşme otele gitme derken yağmura yakalan sırılsıklam girdik otele. Kurulan, duş, yatış modu. Planlar yapılmış ben planlara uymak zorunda kaldım. Zira arkadaş 2 haftalık tatile geldi onun borusu ötecek haliyle bana herşeye ok demek düşer. Meksika usulü kahvaltı, her kahvaltıda türk kahvaltısını aradığım gibi burada da aradım. Arkadaş 2 gün Cancun’u gezdiği için ben gezemeden ayrıldık. Lokal bir minibüs ile Playa Del Carmen Kasabasına geldik. Otel ararken ben denizin turkuazımsı rengini görünce ohaa oldum. Hemen otel bulup sahile gidelim diye can atıyorum. Çocuk gibi zırlamadığım kaldı. Sahile gitmemiz ile benim kendimi okyanusun sularında bulmam aynı dakika içinde oldu. Normalde türkiye de denize nazlı gelin gibi dakikalarca alışma sürecinden sonra bi 5-10 dakika da anca tüm vücudu sokabiliyorum. Burada ayak barmaklarımda sıcaklığı hissedince dalmam bir oldu. Sonuçta karayiplerde yüzüyordum, hayatım boyunca hiç bu kadar zevk almadım yüzmekten. *PLAYA DEL CARMEN Muazzam bir histi benim için. Şehir acayip turistik. Şehirde ki tüm esnaf nasıl 3-5kuruş daha fazla yolarım düşüncesinde. Rutin şeylerin ardından ertesi gün olduğunda feribot ile çok yakın olan daha da turistik olan Cozumel adasına gittik. Adayı gezmek, plajlara gitmek için araç şart. Uzun sorgular, gitmesekde olur laflarının ardından ucuza bir motor kiralayan yer gördük. Bingoo.. 19$ fiyatı. 100 cc Honda. Motor ölmüş bildiğin ama 5saat kadar etrafını gezdik sorunsuz. Manzaralar, sahiller, orman mükemmel bir ada sunuyor insana. Böyle bir şey görmedim hayatımda. Cennet gibi lafı klişe ama başka sözcük de karşılamaz bunun tanımını. Turkuaz bir okyanus, karayipler de yüzmek. Issız gibi bir ortam hakim. COZUMEL Cozumel adası ve Playa del carmen kasabasından sonra ki durak otobüs ile Mérida şehri oldu. Şehir böyle sevimli sevimsiz arası birşey. İki kişiden biri sever diğer sevmez. Ben sevmeyen taraftım :)) Klişe geldi. Güzel yerleri vardı elbette. En güzel kısmı ise 17 $ a 4 yıldızlı otelde konaklamak oldu. Okyanus uzak olduğu için şehrin içini gezebildik iki günde. Güzel sokakları caddeleri var. *Kaldığımız Hotel 17$ Mayaların kalıntılarını görmek için Chichen Itza’ya Merida’dan gitmelisiniz. CHICHEN ITZA Sonraki durak karayip kıyısı kasabası Campeche. Kasaba kısaca eski karayip korsan kasabası diyebilirim. Korsan müzesi de mevcut. Gemilerin parçaları olsun, silahlar olsun görmek mümkün. Eski Campeche surlar içinde tek katlı ve büyük pencereli evlerin olduğu harika bir kasaba. Rengarenk ve aynı boyda olan evleri fotoğraflayınca derinlemesine harika fotoğraflar çıkıyor ortaya. Ucuz yemek bulmak zor olsada Tr de ki fiyatlara denk geliyor yemekler. Oxxo market her zaman ki gibi hergün uğrak noktamız oldu. Su,Cola,dondurma,kahve ucuz. Her kasabada bulmak mümkün bu marketi. Campeche’de ki market kapısında bir dilenci vardı kapıyı giren,çıkana açıp elinde ki kaba para atmalarını bekliyordu. Vay dedim harika fikir. Yerde oturup dilenmekten daha parlak bir fikir. Çıkanlarda bozuk para olacağı için iyi düşünülmüş bir hareket. Arkadaşım israil de bahşiş vermeye alışık biri olarak her gittiğimiz yerde bahşiş verdi. Ben karşı çıksamda verdi. Mc Donalds veya oxxo markette ki Vs gibi yerlerde çalışanlara neden verilmiyor bu bahşiş. Sadece restoran çalışanına veriliyor.? Ben kesinlikle vermiyorum. Zaten bir maaşı var. Ayrıca ben turist değilim :)) Kasabada gün batımı mükemmel oluyor. Birgün denk geldik diğer gün yağmurluydu. Yağmurda tropikal olduğu için sanki duş alıyorsun havası veriyor. Bu kasabada vakit geçirmek çok keyifli oldu. Burada da 18 $ a 3 yıldızlı gayet hoş bir otelde kaldık. Otel eski koloniyel dönemden kalma bir han. 2 gece konaklayıp uçak ile México citye gittik. *CAMPECHE ***Arkadaşım ile aramız çok iyi olsada bazen anlaşmazlıklar oluyor. Bir kişi ile çok fazla vakit geçirmek, o kişinin kusurlarını görmemize de sebep. Tabi kusurlar kişiye göre değişir. Insan genelde birini sevdiğinde, aynı zamanda ondan hoşlanmadığımız, hatta nefret ettiğimiz şeylerin bilincinde olmuyoruz. Tam tersine, sevmediğimiz bir kişinin de olumlu yönlerini algılamıyoruz. Bilinç sandığımız, yarı-uyku hali, kendini tutarlı görmek adına, önünde olan gerçekliği reddedip, kendi yalanlarına uygun biçimde algılamayı seçiyor. Ancak çoğu insan için bu suni bilinç, hayatlarını yönlendiren temel kuvvet değil. Varoluşumuzu, çok büyük ölçüde farkında olmadığımız bir çok korku, arzu ve diğer “data”lar yönetiyor. Bunlar, büyük ölçüde bizim bilinç sandığımız şeyin algı eşiğinin ötesinde, ama başka insanlar tarafından çok kolay görülebiliyor. Bilincimizin, önce olanı görebilecek kadar sahte algılardan temizlenmesi, sonra varoluşumuzdan bir çok şey ile yüzleşip, onları bir aşamaya kadar bütünlemesi gerekiyor.* ** México city havaalanına inince, oradan otobüse binip.. Querétaro kasabasına 3 saatlik bir yolculuk sonunda vardık. Iyi kötü bir otele yerleşip yatış sonra sabah kahvaltı yapıp şehri gezdik. Şehir de ultra görülecek yapılacak pek aktivite yok. 5-6 saatte tüm şehri gezdik. Hoş şirin klasik bir kasaba. Fotoğrafları şöyle; *QUERÉTARO Akşamında 4 saat süren otobüs ile Guanajuato’ya geçtik. Terminalde taksi ile şehir merkezinde ki otele gittik. Merkeze gelir gelmez eğlence ile karşılandık. Üniversite şehri olunca eğlence bol. Yerli müzikler, danslar falan. Otele yerleşip gece şehir merkezinin tadını çıkarmak için dışarı çıktık. Daha ilk geceden şehri çok sevmiştim. Gündüz olsunda doya doya gezeyim istediğim bir şehirdi burası. Sabah kahvaltı yapıp arkadaş tur otobüsüne binip şehri turlamak istedi. Şehir zaten yokuş ve tünellerden ibaret. Düz yol bulmak zor. Kahvaltı sonrası tur otobüsüne bindik ama beklemediğimiz bir rota ile karşılaştık. İlginç olan tek şey mumya müzesiydi. İşkence aletlerinin olduğu, mumyaların, iskeletlerin olduğu bir müze düşünün. Fazla fotoğraf koymak pek istemem ama şöyle; *GUANAJUATO Kısaca şehir görülmesi gereken ilginç bir şehir. Tur otobüsünden inip gündüz gözüyle merkezi dolaşıp otele gittik ve çantaları alıp otobüs terminalin yolunu tuttuk. Istikamet Guadalajara.. Guadalajara Her zamanki gibi taksimize binip şehir merkezinde ki otele gittik. Her şehirde aynı senaryo :)) Guadalajara şehri meksikanın dördüncü büyük şehri. 3 gece konakladık burada. Gezilecek herşey merkezde olduğu için 2 günde herşeyi sindire sindire gezmek mümkün. Klişe şeylerin dışında 220 senelik bir tarihi olan ve halen faaliyette olan Civil Fray Antonio hastanesinin duvarları görülmeye değer. Hastaneyi gezdim ve korkunç şeylerle karşılaştım. İlk başta belirtmek gerekirse hastalar acayip ağır hasta. Yaralı, dikişli vs böylesi bir ağır hastaların sedyede hastanede dolaşırken gördüğü şeyler korku filmlerinde görebileceğiniz resimler. Negatiflik diz boyu. Hasta daha çok hasta olur burada. Ama o resimlerde silinmez be kardeşim. Hepsi sanat eseri. Baksanıza şunların güzelliğine.. *GUADALAJARA Guadalajara yı bitirip uçak ile México Citye gittik. Hotele her zaman ki gibi taksi ile geldik lol 3 kez otel değiştirdik ama sonunda çok güzel bir yerde uygun ve güzel bir otelde 3 gece geçirdik. México Citye gelince ilk gün şehir merkezini, kilise, katedral, park vs gezdik Ikinci gün Aztec uygarlığının kalıntılarını görmek için 2 saat uzaklıkta ki Teotihuacan kasabasına gittik. İçeri girdiğimiz de ortam fantastikti. Inkalar, Mayalar derken Aztek leri görmenin onurunu yaşadım. *TEOTIHUACAN AZTEK UYGARLIĞI 10 kişilik istanbuldan turla gelen bir Türk kafilesi ile karşılaştım. Piramitler ise Güneş ve Ay olmak üzere iki büyük pramidi var. Diğerleri küçük ve onlarca. 2-3 km lik alana yayılmış geniş bir arazi. Burada bulunmak çok güzel bir duygu benim için. Üçüncü gün ise Frida Kahlo eserlerinin ve eşi Diogo nun da olduğu bir müzeyi ziyaret ettik. Tavus kuşları, köpekler derken mekanın yeşilliği ve güzelliği insanı büyülüyor. İçeride foto çekmek paralı olduğu için çekim yapamadım. Dış mekan şöyle bir yer.. Müzeden çıkıp Turistik bir aktivite olan yakın bir yerde bulunan Xochimilco bölgesine gidip tekne ile kanalları gezdik. Eğlence düzenleyen, romantik yemek yiyenler derken ortam gayet güzel göründü gözüme. Ortalama yüz km lik kanalların bulunduğu devasa bir göl bölgesi ve içinde evler bulunan bir bölge. *Xochimilco.. Ertesi gün México city tarihi merkezini gezdik. *MEXICO CITY Son geceyi de México city de geçirip ertesi gün arkadaş ile vedalaşıp tatil bölgesi olan Okyanus kıyısında ki Mazatlán’a uçtum. Mazatlán da başka bir arkadaşla airbnb den ev kiraladık. Sahile yüz metre ama yüzülecek gibi değil deniz. Yüzme iyi bilene dert değil tabi. Bana dert. Kasaba şirin ama acayip sıcak. Evden de pek çıktığımız söylenemez. Mercado ya gidip birşeyler alıp geri dönüyorduk kalan zaman evde, klimalar full çalıştı 1 hafta. Gündüz denize giren pek yok. Akşam hava kararırken herkes dışarı çıkıyor. Yüzenler,koşanlar spor yapanlar. Eski ve yeni olmak üzere Mazatlán ikiye bölünmüş gibi. Biz eski mahallede kaldık. Golf arabasına benzer taksilere binmek çok keyifli. Ucuz da üstelik. Mazatlán’da fazlasıyla hostel var. Merkezde ki mercadoda yemekler uygun. Gelip görülmesi gereken bir şehir mi derseniz hayır derim. Meksika da daha iyileri mevcut. *MAZATLAN *CANCUN Mazatlán bitince Küba ya gitmek için Cancun’a gittim. Cancun da zira Mazatlán kadar sıcak bir yer. Oteller bölgesinde bir arkadaşımın daveti üzerine beş yıldızlı otelde iki gece kaldım. Cancun da hoteller bölgesi çok popüler ve muazzam derecede güzel sahili var. Dünya da üst sıralarda olabilir bence. *CANCUN Hoteller Bölgesi Merkezde gezilip görülecek birşey yok. Alışveriş ve eğlence bol. Buraya yüzmek ve sahilleri için gelinmeli. Küba da iki hafta kalıp Cancun’a geri döndüm tekrar. Bu kez Couchsurfing den bulduğum bir evde 3 gece kaldım. Bu kez Cancun şehir merkezindeydim. Merkezden Hoteller bölgesinde ki sahile gitmek mümkün ama yolları bilmiyorum. Sonuçta sahiller herkesin. Sahiller mutlaka görülmeli. Evin de konakladığım aile sağolsun hiç bir masrafa sokmadılar beni. Lüks restoranda yemek de yedik evde sandviçte. Tulum a gittik bir gün. Tulum arkeolojik alanını gezdik. Fena sayılmayan bir bölge. Ama Tulum sahilleri de bir efsane diyebilirim. O turkuaz renk unutulacak gibi değil. *TULUM Kedi gibi Iguana ların heryer de gezmesi, karşınıza bir anda çıkmaları çok güzel. Bir başka gün ise Cancun’a yakın Xel-ha denilen bir yere gittik. Okyanusun orman içlerine kadar girdiği, turkuaz renkli suyun tarifi mümkün olmayan bir güzellikte o ormanın içinde olması görülmeye değer doğrusu. Şinorkel alıp can yelejelrimizi de bağlayıp orman içinde uzunca bir rotayı yüzerek geçtik. Balıklarla yüzmek unutulmayacak bir deneyim doğrusu. İçeride yapılacak çok fazla aktivite var. Hayatımda bu kadar güzel bir yer hiç görmedim. Sırf burası için bile Meksika ya gelirim. Giriş 70/80 dolar civarlarında ama değer. Yemek ücretsiz ve gün içinde ki tüm aktiviteler ücretsiz. Giriş paramı da onlar ödedi. Türk misafirperverliği burada da birçok insan da var. *XEL-HA CANCUN Cancun dan birgün sonra ya México city için 300 tl ye uçak bileti alıp México ya gittim. 2 gün kaldım. Ölüler gününün ertesi günü olmasına rağmen ve hafta sonu olması dolayısıyla kutlamalar, şenlikler devam ediyordu. Gerçekten ilginç şeyler gördüm. Bir ara Mc Donalds da bir ailenin oyununa gelip fotoğraf makinem çalındı :(( México city de toplamda o kadar çok vakit geçirdim ki kendi şehrim gibi benimsediğim için benim refleksler gevşedi haliyle. Dikkatli ve tetikte olmam gerektiğini unuttum zamanla. Bu da bana ders oldu. *PUEBLA Cancun da beni hotelde misafir eden arkadaşım México City den otelden arabasıyla gelip aldı. İstikamet 2 saat uzaklıkta ki Puebla dedi. Burada iki gece kaldık. Şehir gördüğüm en güzel colonial şehirlerden diyebilirim. O kadar çok bu tarz şehir görmeme rağmen burayı yine de sevmiştim. Meydanda ki devasa katedralin içi görülmeye değer. 2 saat uzaklıkta aktif bir yanar dağın yakınına kadar gidip burayı da görme şansım oldu. Bu yanardağa turlar düzenleniyor ama bu turu Guatemala ya bıraktığım için katılmadım. Şehrin her köşesinde kilise görmek mümkün. Ama basit şeyler değiller. Hepsi sanat eseri. Pueblan ın eğlenceside güzel. Akşam barlar kafeler dolu. Puebla (buraya artistik fotoğraflar gelecek) Telefon ile bu kadar Ehh burada da zaman dolunca yolcu yolunda gerek diyerek istikamet Oaxaca dedim ayrıldım arkadaştan. Tekrar görüşmek sözüyle. Kim bilir nerede? Oaxaca yolları protestodan dolayı kapalı olduğunu terminalde öğrenince Acapulco ya bilet aldım. Acapulco ya varınca 3saat sonra kalkacak olan Zipolite otobüsüne bilet aldım. Geceyi otobüste geçirip sabah Zipolite de oldum *ZİPOLİTE Buraya gelme sebebim daha önce Buenos Aires de görüştüğümüz Hidayet ve Özlem ile buluşmak. Ayrıca karavanları ile gezen Hakan abilerle de buluşmak. Öğlen 1 gibi buluştuk. Bir anda 5 türk olduk. Uzun uzun anlattıktan sonra biralarımızı alıp koylara gittik. Zira merkezde ki deniz yüzülecek gibi değil. Dalgalar tam sörflük. 5 saat yüzme sohbet muhabbet derken dönüş yolunda akşam yemeği için karides, ahtapot ve tekila aldık. Sahilde Hakan abilerin benzinli ocağında Hidayetin mükemmel aşçılığı ile unutulmaz bir gece yaşadık. Zipolite ve Biz Türkler Vedalaşıp bir yerlerde görüşmek dileği ile ayrıldık. 40 tl ye bulduğum bir otel de 2 geceyi geçirdim. Sabah erkenden Oaxaca için yola çıktım. Lokal bir kamyonet ile Pochutla ya gittim oradan Oaxaca aracı ile 6 saat sonra vardım. 170 peso fiyatı. *OAXACA Terminalde inip şehir merkezine yürüdüm. 1 km kadar. Birşeyler yedim önce meydanda. Sonra kalacak hosteslere baktım ucuz bir hostel buldum kahvaltılı. 30 tl. 2 gece kaldım Oaxaca da. Şehir tipik klasik colonial bir şehir tamam ama sanat, müzik, eğlence birleşince büyüleyici bir şehir olmuş. Akşam dev insan maketleri, ilginç ve yöresel kıyafetli insanların yaptığı gösteriler izlenmeye değer. Şehre değer katan da bu gibi şeyler zaten. Bir gece restoranda tanıştığımız Arturo yarın iki kız kuzeni ile oaxaca nın 40 km dışında ki Mitla antik şehrini görmeye gideceklerini söyleyip beni de davet ettiler. Davete icap etmemek olmaz deyip kabul ettim. Sabah hostelden aldılar ve yola koyulduk. Antik şehir ise pek büyük olmayan bir alanda yer alıyor. 2 saatte gezdik. Mutlaka gidilmesi gereken biryer değil. MITLA Ardından 70 km kadar uzakta ki Pamukkale travaltenlerine benzer bir yere… Hierva del Agua bölgesine gittik. Yollar çok kötü olduğu için arabanın altı birkaç kez sürtmüştü. Pamukkaleyi gören biri için pek güzel gelmedi gözüme. Turistik, kirli olması da cabası. *Hierva Del Agua 1 saat kadar kalıp geri döndük şehre. Hepsiyle vedalaşıp akşam 9 da kalkan otobüs ile 11 saatin sonun da San Cristóbal de buldum kendimi. Daha önce görüştüğümüz Hidayet ve Özlem ile orada tekrar buluştuk. Ayrıca Hidayetin arkadaşı Ömer de bize katıldı. Olduk dört kişi. 3 gece Wanderlust hostellin de kaldık. Ücreti 15 tl. Kahvaltısı da için de. Şaka gibi. Günde 15 tl ye hatta uzun dönem oda kiralasam 10 tl ye kahvaltılı uzun süre burada yaşayabilirim. Ki bunu yapanı ertesi gün öğrendik. :)) Türkiye den Devrim arkadaşımız ile tanıştık. Aylardır San Cristóbal de. Kendisi gördüğüm en iyi sanatçılardan birisi. Ipad ine çizdiği sanat eseri resimleri görünce nutkum tutuldu. Böyle yetenekli insanların ülkeden ayrı olması üzücü. Bir gün San Cristóbal yakının da ki Kanyon da tekne turu yaptık. Yüzlerce metrelik yükseklikte ki Kanyonun arasında minicik kalıyorduk. Timsahlar ve maymunlar gördük. Buraya gelipte yapılması gereken bir şey. Muazzam görkemli. *San Cristóbal De Las Casas ve Kanyon San Cristóbal’dan hostelden sabah beni gelip alan bir minibüs ile Guatemala ya geçtim. Yolculuğum boyunca en çok sevdiğim, en güzel vakit ve en unutulmaz anları yaşadığım Meksika ya tekrar gelmek şartı ile veda ettim. İstikamet Guatemala… *Selçuk TANAYDIN

Küba🇨🇺 Devrimden Geriye Kalanlar

Yaa hiç şikayet edende yok blogu.Neden yazmıyorsun falan. En son amazonları yazmışım. Aylar olmuş birşeyler yazmayalı. Kolombiyaydı,Ekvadordu,Peruydu, Meksikaydı,,oha baya ülke girmiş araya ^.^ Yazmayı unutmuşum, hadi itiraf ediyorum üşenmişim yada rahatına düşkünlük gelmiş veya tembellik. Valla hepsini telafi edicem geride kalan ülkelerin. Çok umurunuzda olmasa da benim umurumda. Küba’yı da internet olmadığı için yazdım zaten sıkıntıdan ^.^ Günlük tuttum bir nevi. Aynısını Meksika için de yaptım. Küba yazım sizi darlayacak söyliyim, özet geç pezevenk dersenizde haklısınız. Başlıyorum Küba Günleri.. *HAVANA (3 gece) 18 Ekim 2017 Çarşamba sabahı 08:10 uçağı ile Meksika Cancun’dan Küba Havana’ya gittim. Kemerleri bağla, kalkış, kahve meşrubat dağıtımı derken daha kahveye süt tozunu atarken inişe geçmiştik bile. 30 dakikalık bir uçuş ile varmıştık. Cuba vizesini ise Cancun havaalanından 67 tl ye 1 dakika içinde aldım. 30 günlük. Uçak bileti de gayet uygun sayılır. Git, 3hafta sonra geri dönmeli bilete 600 tl gibi para verdim. Üstelik 10 gün önce almama rağmen. Daha erken alsam daha da ucuz olacaktı. Bu da iyi. İniş, pasaport kontrolü, ilk soru Afrika ya gittiniz mi oldu. Hayır dedim. Dönüş bileti sorgusu derken Welcome to Cuba sesi ile Havana’ya ayak bastım. Havaalanından çıkıp sağ ve solda döviz büroları var Codeca’lar. Gelmeden önce Meksika’dan yüklü miktarda para çekmiştim. Yüklü dediysem altı üstü 700-800 tl cnm çok bişey değil yani. O paraları hemen Cuc yani turist pesosuna çevirdim. Kübalılar CUB biz Turistler CUC kullanıyoruz. 1 CUC 1 Dolar bu arada. Kulağınıza piercing olsun. Çıkışta ki onlarca taxi taxi sorusuna hayır dedim. Biliyordum turist kazığı yiyeceğimi. Hazırlıklıydım, blogları okumuş, videolar izlemiştim gelmeden. Survayvira hazırlanır gibi gelmiştim. İnternet kısıtlıydı çünkü. Hatta videolar indirdim, internet sayfalarını çevrimdışı indirdim işime yarar diye. Neyse sırtımda çantamla havaalanından çıkıp elimde telefon maps me haritasından baka baka gidiyorum. 1 km kadar yürümedim bile bir anayola geldim. Otobüs bekliyorum. Onlarca taxi sorusuna, kornasına kafa sallayıp hayır diyorum yine. Taxi 20_25Cuc istiyor. Bi taksi geldi taxi dedi ben otomatiğe bağladığım için hayır dedim. No gracias. 5 Cuc dedi. Önce arabayı süzdüm, tamam araba dökülüyor, en az 40 yıllık. Gideceğim yol 20 km kadar. Hiç böyle külüstür bir arabaya binmemiştim. Üstelik Küba’dasın oğlum diyordum kendi kendime. Ok dedim şöföre. 20 km için 5 dolar gayet iyi. Sıcakta otobüs ne zaman gelir belli değil. Cam açık sağ kolum dışarda sjcklv Havana merkeze giriş yaptım. Ağzım açıktı tabi arabadan inerken. Arabada şöyle bişey; Arabadan indim yükümü sırtlandım daldım sokaklara. Beyaz Saray gibi bir binanın önünden geçtim önce. İsmi Capitolio. Notlara hiç bakmadan ilerledim. Capitolio binasını geçince sola döndüm. Bir çok insan oraya gidiyordu. 1km yürüdüm cadde de. Pek sevmedim sokakları. Birşeyler yemek için restoranın birine girdim. O arada notlarıma baktım ki yanlış yöne gitmişim. Yemek sonrası diğer tarafa, turistik olan meydanların, kiliselerin olduğu yere gittim. Bu arada yağmur başlayınca çantanın yağmur kılıfını geçirdim. Hafif yağsada yürümeye devam ettim. Onlarca kiralık oda, ev sorusuna hayır dedim. 16 kg lık çanta bir süre sonra ağrı yapmaya başladı. Kalacak yer arıyordum bir an önce ki şu çantadan kurtulayım. 1 saat gezip yağmur da dinince Porque Cervantes adında bir parka oturdum. Birisi kiralık ev dedi hayır demek yerine ne kadar dedim 25 cuc dedi. Hmmm dedim içimden 20 ye olur bu iş. Ok bakalım dedim. KIRALIK ODA TABELASI 2 blok ötede bir eve girdik 25 çok dedim aslında beğenmedim. Diğerine götürdü. Yeni tadilat vardı evde. Normal bir aileydi. Oda 3 kişilik. Yeni tadilat olmuş. Kliması var. Duş wc oda da. İçime sinmişti. 25 çok 20 olursa olur dedim. Olmaz falan derken 4-5 gece kalırsan olur dendi. 3 kesin ama 4-5 belli olmaz dedim. 3 gece için 65 Cuc’a anlaştık. Gayet iyiydi bence. 3 geceden fazlada Havana için fazla zaten. Tam da merkez. Çantayı bırakıp çıktım sokaklara. Foto üzerine foto çekmeler. MESHUR DEL MEDIO CAFE 20171019_153538[1] Yağmur da biraz atıştırmaya başladı. Yorgunluktan restoranın birine gidip büyük etli bir hamburger ve limonata ya 5cuc verdim. Bir turist için gayet uygundu. Yağan yağmurun ve kararan havanın verdiği melankoliklik ile fazla gezesim gelmedi. Gittim odaya akşam 9 gibi yatış modu. 11 saat uyku ile ertesi gün bomba gibi uyandım. Hava güneşliydi ve üzerimde melankoliye dair bişey kalmamıştı. Küçük sinbo su ısıtıcım ile kendime kahve yaptım önce. Su ısınırken duşumu aldım. Kahvemi içip aşağı indim. Aşağıda ufak tadilatlar devam ediyordu. Karşılıklı günaydın dedikten sonra kahve içermisin dediler daha yeni içmeme rağmen olur dedim. O sırada yarın sabah 9 da kahvaltı teklifi yapıldı, olur dedim. İyi bir aileydi anlayacağınız. Yanımda hediye edilmiş hiç kullanmadığım 3 fazla tişörtüm ve kullanmadığım bir defteri aileye verdim. Kahveyi içip sokaklar da hunharca dolaştım. HAVANA SOKAKLARI Birşeyler almamak için kendimi zor tutsamda sadece bir şapka aldım. Kartpostal aldım bir sürü. Önce yeğenime gönderdim toplamda ne kadar tutacağını öğrenmek için. Bir kart ve gönderim ücreti 1buçuk dolar gibi bişeydi. Çok uygundu benim için. 10 tane kartpostal aldım eve gidince yazarım diye. Eve gidince farkettim ki daha 5-6 tane almam lazımmış, yetmedi. Ucuz iken birçok kişiye göndereyim istedim. Hepsini toplayınca gerçi bayağı bir para tutuyor ama sanırım bunu bi daha yapamazdım. Üstelik burası Küba. Herkes için özel bir yerdi ve gönderebildiğim kadar göndermek istedim. Yine sokaklarda dolaşırken, ev,taxi,restorant sorularına inatla ve sabırla hayır cevabını verdim. Sıkıcı ve yorucu gerçekten. Devletin verdiği maaş sanırım 120-150 dolar gibi birşey bir kamu personeli için. Doktor da aynı maaşlı, herhangi bir personelde. Hâl böyle olunca turizme yönelmiş halk. Hak veriyorum onlara. Ben olsam bende aynısını yapardım. Sağlık, okul bazı yemek ihtiyaçları ücretsiz. Bunlar için bazı yerlerde kuyruk oluyor. Ikinci gün gayet güzel geçti. Km lerce yürüdüm sokaklarda. Parkın birinde Atatürk heykeli vardı. Sahil kenarında. Onu görmeye gittim. Gelmişken Ata’yı ziyaret etmemek olmazdı. Caddeler, sahil,parklar, insanlar gerçekten efsane bir yer burası. Film platosu gibi. 70/80’li yıllarında yaşıyorsun hissi oluyor üzerinizde. Akşama kadar belki de aynı sokaktan bir çok kez geçtim. En çok meşhur ve kalabalık olan Obrapia ve Obispo da zaman geçirdim. O kadar çok gezdim ki bu caddelerde gören yerliler artık ev, taxi sorusu sormaz oldu :)) Hola amigo beni tanıdın mı diyen bile vardı. Nasıl tanıyayım hepiniz aynısınız gibi. Akşam yemeğini restoranın birinde tavuk,pilav ve limonata ile yaptım. 6 Cuc. CUBA BEER ve YEMEĞİ Yağmur hafif başlayınca en iyisi eve gitmek dedim. Az oyalanıp (az dediği 4 saat) sonra yatış modu. Sabah kahvaltı için 8:40 da uyanıp duşu alıp aşağı indim. Bizimkiler kahvaltı yapmış bile. Omlet, meyve salatası, yağ,marmelat, ananas suyu ve kahve ile masam donatılmıştı. İyi bi kahvaltı sonrası teşekkür ettim. Kahvaltının ücretli olduğunu söylediler :)) Ne bekliyordum ki ben de, bedava mı olacaktı bu turizm memleketinde. Yanıldım ama hazırlıklıydım da. Hep bu Gringo lar yüzünden bunlar. Çantayı alıp çıktım sokaklara. Ilk işim devrim meydanına yani Square Revolution a gitmekdi. 4.5 kmlik bir rotayı yavaş yavaş geze geze usul usul seke seke her neyse işte ağır ağır gittim.. Güzel bir profil fotosu çekmek için planlar yaptım. Tripodu unuttuğum için insana ihtiyacım vardı. Japon gördüm elinde Prof makinesi ile bana doğru geliyordu. Hemen puroyu yaktım derdimi anlattım. Ama istediğim gibi çekemedi. Ok dedim yeterli. İstediğim gibi çekmemişti. Alan derinliği diye bişey var bundan da haberin yok mu dedim içimden. Teşekkür ettim gönderdim. Sevmedim çektiğini. Boşuna taşıyon o makinayı pezevenk diye söylendim. Gittim selfie üzerine selfie. I-ıh olmadı gibi. Başka birine verdim önce onu çektim bak böyle istiyorum dedim. Tam olmasa da çekti bişeyler. Sevmedim ama idare ederdi. REVOLUTION SQUARE Akabinde yakında ki Havana üniversitesini görmeye gittim. O sırada otobüs terminaline gidip yarın gideceğim Varadero şehrine buradan gidebilirmiyimi öğrenmek için içeri girdim. Gidilmeyeceğini biliyordum ama nerden gideceğimi söylesinler diye resmi bir ağızdan duymak istedim. Viazul firması gidiyor dediler. Maps Me haritasına “Terminal de Ómnibus Viazul” yazınca çıkıyor. Revelation meydanına yakın. Avenida 26 caddesi üzerinde. Teyit edince üniversiteye gittim görmeye. Gitmişken orada Türkçe dersleri veren Cem ve Taner hocayı da ziyaret ederim dedim ama kime sorsam bilmiyor. Sıcakta dolaşmamak için çıktım hemen. Yol üzerinde meşhur Hospital Calixto Garcia’yı da görme fırsatım oldu. HOSPITAL CALIXTO Sıcaktan bunalmış ben direkt eve dönmek istedim. 3 km yi hızlı adımlarla gittim. Ilginç ve enteresan Havana sokaklarından devam ettim. HAVANANIN ARKA SOKAKLARI Yol üzerinde 3 Cuc’a büyük güzel bir pizza aldım. Eve gidip dolaptaki soğuk kola ile bir güzel afiyetle yedim. 1 saat dinlenip daha önce internet için gözüme kestirdiğim “Porque Fe del Valle” parkına gittim. Parka geldiğimde Wifi sorusunu soran ilk kişiye gittim ne kadar? -3 Cuc dedi. No, çok dedim. -‎2 -‎1.5 -‎Ok Wifi yi açtık, kendi veya arkadaşının telefonunun ismini bulup şifreyi de girip hallettik. Normalde devletin Etecsa adında şirketi var kart alıyorsunuz 1 saati 1.5 Cuc Benim ki karaborsa internetti. Neden böyle oldu anlamadım ama sonuçta internet internettir diyerek girdim işlerimi hallettim. Üstelik bi kartım ve şifrem olmadığı için 2 buçuk saat kullandım. Kârlı ve şanslıydım.Birden net kesilince evin yolunu tuttum. Akşam olmuştu bile internetde oyalanırken. 3 cuc’a bir hamburger alıp eve gittim. Duş,Cola,Hamburger… Günlük yazma derken, günlük dediysem şuan okuduklarınız oluyor günlük jsjssjldf Günü sonlandırdım.. *VARADERO (2 gece) 21 Ekim Cumartesi Havana’dan ayrılma vakti. Sabah kahve suyum çakma Sinbo su ısıtıcımda ısınırken o sırada bende duşu mu alıyordum. Kahve, bisküvi ikilisi ile ucuzcana geçiştirmelik bir kahvaltı yaptım. Çantayı toparlayıp indim aşağı. Ev halkı aşağıdaydı. İçtiğim suyun parasını bile aldılar, yazıklar olsun. 😊 Tekrar gelicem dedim 10 gün sonra Havana ya. Bekleriz dediler. Hı hı dedim bende. Döndüğümde başka eve gidicem orasıda sizden aşağı kalır yanı olmayacak ama olsun. Hasta la Vista diyerek bu cehennem sıcağında yüküm ile kendimi sokaklara attım. 7km ileride ki otobüs durağına yukarıda da adresiyle belirttiğim gibi Viazul firmasına gitmeliydim. Şu motosiklet vari sarı ufak taksi ile 1-2 Cuc ile gidilirse gidecektim. Sordum aga ne kadar diye 10 Cuc dedi. Hassssikdkkftgsgss dedim içimden. Bi tarafınıza sokun Havananızı diyip koyuldum yola. Evet 7km yi o sıcakta yürüyerek 2-2,5 saatte gittim. İşim ne acelem mi var :)) 5 Cuc dese bile vermezdim. Turist değilim Lan ben!!! Maden ocağında çalışan katır gibi perişan halde vardım 12:30 da, bileti aldım hemen. 13:00 a. 10 Cuc ücreti. Terminal önünde taksiler 15 felan dedi ama taksinin dolması lazım. Beklenilmez. Yarım saat varken karşıda ki tek restoran tavukçu var. Gidip kıytırık bir tavuk kızartması aldım 3 Cuc’a. Çatal yok hiç bişey yok. Ellerimle yedim yağlı yağlı. Patateside istemesem vermeyecek. Gitti karşıdan aldı kızartmayı öyle verdi. Turiste kazık atmalarında üstlerine yok ama hizmet rezil. Kafa basmıyor hiç birinin. Sıcaktan olsa gerek. Normal. Ne ilginç ki tam 13:00 da kalktı otobüs. Ben kesin 1 saat falan bekleriz diye düşünmüştüm. 3 saat gibi bi sürede vardık. Manzaralar efsaneydi tabi. Yağmur yağmasına rağmen güzel bi yolculuktu. Terminalden çıkıp 100 m sonra şehrin içinde buldum kendimi. Fazla yürümek istemedim. Biliyordum turistik bir bölgedeydim ve oda genelde 20-25 Cuc olacaktı. Yani bu iki kişi bile olsanız fiyat aynı. 20/25. İki kişi için ideal ama tek olunca koyuyor. Dış görünümü iyi küçük bir eve girip sordum. 25 Cuc dediler. -Çok -‎Kaç gün? -‎2 -‎Üzerinde ki AC/DC tişörtü hatırına 40 olur 2 gece. -‎??…???..??…. Ok anlaştık. Gelirseniz tavsiye edeceğim temiz iyi bir ev. Havana gibi değil :)) Adresi: Ana cadde üzerinde Calle 48 Calle 49 arasında Dentista Dişçinin yanında arada ki küçük ev. Çantayı bırakıp hemen çıktım sahile. VARADERO kasabası ise incecik küçük bir kasaba. Ortasında durup sağa sola bakınca iki taraftanda denizi görebilirsiniz. Sahil evden 100 m ileride. Hafif yağmurlu olduğu için 500 m kadar yürüdüm geri döndüm. Sahil çok güzeldi. Su temiz. 100-150 m ileride ki insanların boyunu aşmıyordu su. Oldukça sığdı. Seviyorum böyle sahilleri. Yarın hava güneşli olursa doya doya yüzecektim. Eve girmeden önce evin yakınında restoranların birine oturdum fiyatları uygundu. Tanesi 1,8 cuc’a double iki tane hamburger söyledim. Gelen hamburgere bakar mısınız? Ekmek ve köfte!! Sadece bu lan. Neden?? Ketçap,mayanoz dahi yok. Bunu tüm ülkeye mál edemem ama çoğu büfe böyle. Çantamda neyseki gazoz vardı kuru kuru olmasa da ketçapsız,salatasız,patatezsiz yedim. Gittim eve, postcardları yazdım, çay yaptım sallama çay içtim. Tv vardı oda da. Açtım 3 kanal var başka yok. Buna da şükür. Kanalın birinde Fidel amca vardı belki 2 saat konuşması sürdü. Başka kanalda müzik. Diğerinde ne olduğunu anlamadığım bir kanal. Her şey var. Akıllı tv gibi. Çok sevmiştim kanalı. 2-3 saat sonra yağmur dinmişti. 1 saat kadar dolaştım. İnterneti nerde bulurumu öğrendim. Eve çok yakındı. Eve geldim, bişeyler okumaca,müzik,dondurmaya benzer bişey almıştım onu yedim gibi. Yatış modu… Varadero 2nci Gün Sabah kalkıp kahvemi yaptım, bisküvimi de yedim . Güne bomba gibi hazırım holey.. 1 saat sonra gittim hamburger aldım. Öğle yemeğini de geçiştirmiştim böylece. Sahile gittim. Sahil harika. Gördüğüm en güzel doğal ve sığ bir plaj. 100 m ilerledim su belimde. Yüzme bilmeyen biri olarak benim için idealdi burası. Yarım saatte sıkıldım tek başıma. Çıkıp eve gittim duş alıp internet için yakında ki binaya gittim. Etecsa binasından 3 kart aldım ileride de kullanırım diye. Bir saat girdim nete işlerimi hallettim. İş dediğime bakmayın, twitter, facebook,instagram, WhatsApp falan :)) Varadero da yapılacak bir aktivite yok gibi. Yani araba,motor kiralarsanız yine iyi. Terminale gidip yarın ki Trinidad biletimi aldım. Rutin şeylerin dışında Varadero da yapılacak pek bişey yok bu kelimeyi daha önce de kullandım sanki. Sahili efsane ama bak. Gitmeye değer. Sabah 7:30 da ki Trinidad otobüsü için 6:45 de kalk 5 dak da hazırlanıp çıktım yakında ki terminale yürüdüm. Bilet rezerve ettiğim için sıraya girmeden aldım bileti. Sabahın 8 inde dolu terminal. Bileti önceden almak faydalı. *TRINIDAD (2gece) Trininad’a 2-3 saatte varmamız lazımken 5 saat sonra vardık. Öğlen sıcağında terminale geldik, çantamı sırtlandım karşıya baktığım da Hadi canım!! Dedim. Aslında küfür etmiştim. Tamam itiraf ediyorum Hasiktir dedim jajalsjs 30 m ileride ki çıkışta elinde evinin fotoğrafı olanlar, taxiciler, bilimum satıcı ordusu belki de 30 kişi beni bekliyordu. Hepside eliyle gel gel işareti yapıyordu. Korku filmi gibiydi. Eğer aralarına girersem sanki beni yiyecekler gibiydi. Hepsine no,no diyerek sıyrıldım aralarından. Arkamdan bi kadın elinde evinin fotoğrafları ile geldi 15Cuc kahvaltılı güzel odam var dedi. Beğenmezsen kalma dedi. İyi yav bi bakalım dedim. 100 m ileride ki evine gittik. Oda iyiydi. Klima,duş temizlik tatmin etti. Kahvaltıda olduğu için ok dedim. 2 gece anlaştık. Öğlen sıcağı olduğu için oda da yatış modu. Akşam çıktım dolaşmaya. Trinidad Havana ya göre çok daha güzel. Kötü olan tarafı çok turistik. Heryer restorant,bar,cafe,kiralık ev, hediyelik eşya dükkanı. Doğallık bozulmuş gibi. 10 sene sonra buraya gelseniz sadece bu saydıklarım için gelmiş olacaksınız. İlginç olan tek şey evleri. Kolonial ev Kolombiya ve Meksika da çok gördüğüm için şaşırtmadı beni. Ama sevimli bir yer. Abi Havana dan güzel bir kere o yeter. Akşamyemeğimi pizza yedim çünkü ucuz ve en çok bulunan şey. Plaza de Major meydanına gittim internet için. Küba da kalış sürem 3 hafta olacak şekilde uçak biletlerimi almıştım. Ama tek başına gelmenin, internet, tv,yemek,sıcak sorunsalı olunca 1 hafta kısaltma fikri geldi aklıma. Bu fikir aslında Varadero da gelmişti hatta Meksika vizesini internetten almıştım. Geriye sadece uçak biletimi değiştirmek vardı. Onu da Trininan da halledecektim. Planladığım gibi de oldu. México city havaalanında çalışan arkadaşıma WhatsApp dan durumu anlattım. Kredi kartı bilgilerimi ve uçak biletimin fotoğrafını gönderdim. En kısa zaman da halledeceğini söylemişti. 1 saat sonra tekrar nete girdiğimde halletmiş üstelik kendi cebinden ödemiş değişim parasını. Çok sevinmiştim 1 hafta kısalmasına. Yalnız geldiğim için çok sıkılmıştım. Meydan burası Şehirde 3 nokta var Wifi olan birisi burası. Sinyal güçlü ama bağlantı zayıf olduğu için 20 dakika uğraştım belki. Iphone’u olan zart diye bağlanıyor benim Sony zar zor. Bi daha Sony almam dedim o gün! Lanet olsun sana Sony. O arada Türkçe konuşan iki kadın gördüm gittim yanlarına. Biraz lafladık. Turla 15 kişilik bir kafile ile gelmişler. 4 gün Meksika 4 gün Küba. 3Bin € fiyatı. O arada yanımız da bir bay katıldı sohbete bir an da meydan Türk doldu. Grup dışında biriysel gelen birisi o da. Ismi Batur. Batur abi 22 yaşında Türkiye den ayrılmak zorunda kalmış,Fransa’ya yerleşmiş bir Doktor. Dalış, paraşüt ve çeşitlerini yapan biri olarak sportmen biri. Yaklaşık 30 yıldır orada yaşayan koyu Türk’çü bir abimiz. Grup bir ara din,siyaset konusuna girince Batur abi Mojito ısmarlamak istedi. İki kadın arkadaş gelmeyince biz ikimiz Mojito içmeye gittik. İlk defa sayesinde tatmış oldum. Türk’çülük hakkın da çok şey öğrendim bu kısa sohbet esnasında. Ardından yemek teklifine mahçup bi şekilde ok dedim. Akşam yemeği de yedik. ‎Tanıdığım sağlam ve iyi adamlardan biriydi. ‎Ertesi akşam aynı yerde buluşmak için vedalaştık. ‎Geç saatlere kadar sohbet edince can sıkıntım gitmişti. İlaç gibi gelmişti bir Türk ile sohbet etmek. Hem de gerçek bir Türk ile. ‎Ikinci günün sabahın da anlaştığımız gibi sabah 9 da kahvaltım hazırdı. ‎ekmek,mini tereyağ,bal,meyve suyu,meyve tabağı, omlet ve kahve. Gayet iyi bir kahvaltının ardından öğlen sıcağı bastırmadan sokaklarda dolaştım. Harika fotoğraflar çektim diyebilirim. ‎Bazıları şöyle.. Saat 12 ye geldiğinde pizza ucuz olunca iki pizza bir Kola dan sonra eve gidip klimalı odam da 4 e kadar yattım. Akşam serinliğinde sokaklar daha da iyiydi. Fotoğraflar daha kaliteli. 7ye kadar dolaştım. Dükkanın birinden puro aldım Babam ve kardeşim için. Plaza del Major meydanın da başka bir Türk turist gurubu görünce ahaaa dedim! Puroları gruptan biri ile Bursa’ya kargolatma fikri geldi aklıma. Böylece 6ay üzerimde taşımayacaktım. Gruptan bir kaç kişiyle sohbet edip teklifi yapınca gruptakiler mırın kırın etti. Puro dimi onlar başka şey değil.? Açıp göstermeme rağmen almadılar. Ulan sanki esrar gönderiyom buradan Türkiye ye. Küba dayım olm ne gönderilir ki buradan. Istanbul kafilesi normal. Kesin iş veren birileri. Kaybetme korkusu yaşadıkları belli. Aman başıma bişey gelmesinci tayfa. Bu yüzden 60 yaşlarında ölüyorlar ya zaten. Stresten. Tabi bunları onlara diyemedim. Gerek yok deyip hiç bişey demeden ayrıldım. Meydanda biraz otururken sözleştiğimiz gibi Batur abi oradaydı. Internete bağlanmaya çalışıyor. Söylene söylene girse de 10 dakika dayanabildi yavaşlığına. 1 saat kadar sohbet edip vedalaştık. Akşam serinliği çok iyiydi. Belki 1 saat dolaştıktan sonra eve gittim. Ertesi gün sabah 07:40 da uyanıp 8 de terminalde oldum. Hedef Che nin heykelinin,mezarının, eşyalarının olduğu şehir Santa Clara idi. *SANTA CLARA (Konaklamasız) 1buçuk saatlik yolu 4 saatte gelmiştik. Ben bu kadar mıymıy,oyalanan ülke vatandaşı görmedim. Adamlar acayip yavaşlar. Sıcaktan mı böyleler bilmiyorum. 12 de terminalde olunca sırt çantamı 2Cuc karşılığında emanete verdim. 10 dakika mesafe de ki Che nin anıtına gittim. Meydan şöyle birşey… Müze içinde fotoğraf çekimi yasak. Çantayı da içeri almadılar. Müzede Che eşyaları, çocukluk ve son zaman fotoğrafları, silahları, özellikle üniforma ve meşhur yıldızlı beresi de oradaydı. Che öldürüldüğün de üzerinden Nutuk çıkmış hikayesi bence hikaye. Şehir efsanesi. Olsaydı müzede olurdu arkadaşlar inanmayın böyle şeylere. Müze de öldürüldüğün de üzerinde ne varsa konmuş. Saati bile vardı. Görevlilerin söylediğine göre cephe arkadaşlarının da olduğu hepsinin fotoğraflarının olduğu bir oda da Che nin mezarıda var (mış). Külleri. 2 saat abideyi gezip Havana otobüsü için terminale gittim. Otobüs 15:35 de Havana ya. Ücreti 12 Cuc. Bir gece Havana da kalıp sabah erkenden hedef Puro şehri Viñales gidecektim. 19:30 da vardık terminale. Çantayı alıp onlarca taxi,ev sorusuna maruz kaldıktan sonra, ki hazırlıklıydım bağışıklık kazanmıştım artık, sabah 11:25 Viñales biletimi aldım ve savaştan yeni çıkmış bir komutan gibi terminalden çıktım. Yemek yemek için en yakın restorana girdim. Dışarda biriyle gözgöze gelmeye gör! Amigo taxi sorusunu anında yersiniz. Yemek yerken bile taciz yiyordum svsgskf Gece rüyalarıma girer diye çok korktum. Düşünsenize rüyanda yüzlerce insan sokakta yürürken üzerinize geliyor ve Amigo Taxi sorusu ile sizi yamyam gibi yiyorlar. Kabus gibi.. Yemeği yiyip en yakın eve girdim zile bastım, karı koca karşıladılar 25 Cuc dediler ama 20 Cuc a anlaştık. Ev ev değil malikane. Yemek masası duruyordu öylece oturttular masaya önüme bir tabak kondu ama yiyecek yer yok ben de. Kibarca tokum deyip odama gittim. Odam da mucize gibi bir şey oldu. Oda da Wifi vardı. Hemde ücretsiz, parasız,bedava,beleş… Rüya gibiydi. Nasıl yani ya oldum ben. Dışarıda millet sokaklarda sinyal kovalıyor benim oda da Wifi var. Çok pis şanslı hissettim kendimi. 3 saat net de gezinip gece 1de yatış modu. Tabi benim boyun Stephan Hawking gibi olmuş 3 saat boyunca hareketsiz kalınca lajshsh Hatta sabah 6 da uyandım 20 dakika daha gezindim. WhatsApp da chat falan inanılır gibi değildi. Üzerim giyinikken yaşadığım en heyecanlı şeydi bu. Sabah 9da ev sahibesi kadın tarafından kapıya şiddetle vurularak uyandırıldım. Kadın adeta hadi git der gibi ispanyolca bişeyler dedi. Duş alıp indim aşağı. Odam malikanenin üst katındaydı. Kendimi merdivenlerden inerken zengin gibi hissettim. Aşağıda dün gece bol bol sevdiğim evin köpeği Luna ya elveda bebek deyip ayrıldım. 100 m ileride ki aynı cafe de bişeyler yiyip hemen yanında ki Viazul firmasına gidip Check-in yapıp 11:25 de Viñales için yola koyuldum. *VİÑALES (4 gece) 4 saatin sonunda Viñales’in tam meydanına gelmiştik. Dışarıda hacı karşılayan insan kalabalığı vardı. Musa’nın nehri ikiye yardığı gibi kalabalığı hayır hayır diyerek ikiye yararak geçtim. Amacım sessiz sakin bir yerde ucuz ev bulmaktı. 1 saat kadar gezindim. Merkezde ki evler 25Cuc. 5 dakika yürüyüp kasabanın merkezinden uzaklaştım 15 e düştü fiyatlar. Bir tane eve girdim beğendim, sabah kahvaltısı, akşam yemeği 25 e anlaştık. Dışarıda bir pizzaya 5cuc ödeyeceğime evde yerim daha mantıklı dedim. Ki haklı da çıkmıştım. Akşam yemeği efsaneydi. Uzun zamandır yemediğim tel şehriye çorbası vardı, tavuk,pilav,siyah fasulye,salata,patates kızartması,meyve tabağı ve kola. Yemekten önce ev sahibi Pedro motosikletiyle beni arkadaşının tütün bahçesine götürdü. Puro prosesini öğrendim, bir tane de puro hediye, 5 tane de babam için satın aldım. Doğal ve taptaze puro. Kızıl yıldız tişörtüm ve Che yi seviyor oluşum (ki ne severim ne sevmem) seviyorum dedim. Puro yapan çocuk bunu duyunca bana eski 3 Küba cub parası verdi. Üzerinde Che nin resmi olan efsane bir para. Az bulunan cinsten sanırım. BİZİM OFİS Puro turu bitince kahve bahçesi ,şeker kamışı ve bal üretiminin olduğu çiftliğe gittik. Çalışanlardan öğrendiğime göre bizim Pedro bayağı zenginmiş. Gezdiğimiz arsaların sahibi. Çiftliği var. İyi ve geniş bir aileydiler. Kardeşi ile devasa bir çiftlikleri ve evleri var. Akşam yemeğinden sonra gece turu yapıp yatışa geçtim. Sabah 9da güzel bir manzara da bir kahvaltı beni bekliyordu. Şu manzaraya bakar mısınız çok iyi. Dün planladığım 5 saatlik at turu için hazırdım ve Pedro nun arkadaşı olan arkadaş beni evden aldı. Az ileride atlara binip yola çıktık. Rota da puro yapımı,kahve bahçesi turu vardı. Hepsini daha önce gördüğümü söyleyip kısa kestik turu. AT TURUNDAN MANZARALAR Mağaralar için yola çıktık. Sabah serinliğinde öküzlere sürgü bağlayıp tarla sürenler vardı. Bu eşsiz vadide böyle bir turu yapmak çok keyifli. Mağarayı da hızlıca geçtik. Ultra bir güzelliği yoktu. Sıra da göl vardı onu da hızlıca geçtik :)) En son miradora gittik yani manzarası olan bir teras / tepe. Manzarayı sevmediğim için kısa kestik. 6 aydır yolda olan beni hiçbişey tatmin etmiyordu anlayacağınız. Yanardağ falan olması lazım. Hal böyle olunca bizim tur 4 saatte bitti. Fazla gezmek istemediğim için de tamam dedim zira yorucu oluyor. Kalan günü evde ve kasaba da tembellik yaparak geçirdim. Ertesi gün uzun bir yürüyüşe çıkacaktım. Akşam yemeğim her zaman ki gibi mükemmeldi. Masa donatılmıştı. Sabah kahvaltısı da aynı şekildeydi. Kahvaltıdan sonra hazırlanıp yola koyuldum. Hava kapalıydı. Hedef 5 km ileride ki vadinin içinde büyük bir kaya üzerine boya ile dinozor insan figürü resmedilmiş Mural bölgesini görmek. Asfalt yoldan ilerledim ara sıra patika yollara girdim. Sonunda hedefe varmıştım. Uzaktan belli etti kendini. Giriş ücretliydi biliyordum. 2 veya 3 cuc derlerse 1 cuc teklif edecektim. 1 cuc cebimde hazırdı. Başka param yok diyecektim. -Ne kadar? -‎3 cuc -3 cuc mu? Uff.. Gracias deyip 1 cuc teklifi bile yapmadan girmek istemedim. Tam geriye dön yaparken taa şehirden buraya kadar yürüyen bir tek ben olduğum için çünkü diğer normal insanlar otobüs,taksi,bisiklet hatta at ile gelmişler. Ama yaya gelen yok. Bir tek ben normal değilim. Adam halime acıdı galiba. -Geç dedi. Bingoooo -Gracias deyip hızlıca içeri girdim. Ehh uzaktan zaten fotoğraflarını çekmiştim bir de yakından çekeyim dedim. Güzel bir turist avı doğrusu. Örümcek ağı gibi. Ama iyi düşünülmüş ve güzel resmedilmiş. Belki 50 kişi vardı ben içerdeyken. Sezon olmamasına rağmen. Tahminen 200/300 kişi gelmiştir ben oradayken. Çarp üçle :)) herneyse ticaret kafası işte. Yukarıda bir de Mirador var. Başka bir manzara tepesi. Orman içinden kayaları tırmanarak 1 saatte zor çıktığım bir yer. Tavsiye etmem. Pekte tatmin edici bir manzarası yok. Benden başka zirvede kimse de yoktu zaten, çoğu yarı yoldan dönmüş zira kayalar çok sivri ve dik bir tepe. MANZARA BU Restorant gayet uygun. 3.5 cuc a çok güzel iki tost yedim ve kola da içtim. Beyaz ve yapılı bir Öküzü amcam getirmiş insanlar üzerine binip fotoğraf çekiyor. Tabi paraynan. Kıyamadım bu güzel hayvanın üzerine binmeye. Bedava da olsa binemezdim. Ehh yapacak bişey kalmayınca hadi ben geri döneyim artık deyip hafif yağmur ve güzel manzaralar eşliğinde eve tıpış tıpış döndüm… DÖNÜŞ YOLU Son gün ise vadide çok güzel bir yürüyüş yaptım. Fotoğraflar en büyük ispatı bu yürüşün. Son bir gece toplamda 4 gece Viñales’de geçirip sabahında 08:00 otobüsü ile Havana ya geri döndüm. 12 Cuc fiyatı. Havana da Viazul terminaline geldik öğlen 11 gibi. İlk yaptığım şey hemen geçen gün geldiğim internet olan eve gitmek oldu tekrar. Şehrin içine o keşmekeşliğe, o kalabalığa, insan, turist,gringo avcılarının arasında olmak istemedim. Kaldıramazdım. Eve gittim kimse yok. 5 dak bekleyeyim bari dedim evin cadoloz sahibi geldi. Eve giderseniz bana hak vereceksiniz :)) Aa geri gelmişsin falan bi ton laf saydırdı ispanyolca iyi değil dememe rağmen. Kadın gün içimde ki bütün laflarını bana kustu resmen. Ben de anlıyormuş gibi yapıp onaylıyorum ne kadar masum ve safım ya. 20 Cuc tan anlaştık yine. İnternet var dimi dedim ^.^ Ev yalnız malikane. Üst katta 5 büyük oda var. Eğer birgün yolunuz buralara düşerde gece geç saatte gelirseniz kalacak yer için buraya gelmenizi öneririm. Adres kabaca ; Viazul firmasından çıkıp anayoldan sola dönüp şehre doğru giderken 70/80 m solda ki şu malikane. Görmemeniz imkansız. Eşyaları bırakıp 7 km ileride ki Havana merkeze tabanvay gittim. Tam merkezde ki işlek cadde de kimi göreyim?? Trinidad’da tanıştığım Batur abi!! Dünya küçük değilde havana küçük bir yer şaşırmadım :)) 2 saat kadar birlikte dolaştık. İlginç olan Batur abi telefonunu Viazul firmasının otobüsünde düşürmüş 3 gün telefonsuz gezmiş Küba da. Varedora’dan Havana’ya gelirken telefonu düşürdüğü otobüse bindiğini anlayınca oturduğu koltuğun arasında bulmuş telefonu. Mucize gibi :)) Batur abi ile vedalaşıp bende evin yolunu tuttum. 1buçuk saatlik yol evin yolu. Son kez Havana sokaklarında dolaştığımın bilincinde daha dikkatli bakarak döndüm eve. Sabah 11:30 da ki Uçak ile İkinci ülkem olarak gördüğüm,sevdiğim Meksika Cancun’a geri döndüm. Açık konuşmak gerekirse ilk defa bir ülkeden ayrılırken sevindim. KABACA KÜBA *Havana sevilecek gibi değil. Ya seversin ya sevmezsin. Ben sevemeyen tarafım. İnsanların; küçük çocuklarda dahil bir şeyler satma ısrarı,pis olması,gece aydınlatma iyi olmaması, yemek sorunu ve bana göre biraz pahalı olması ve onlarca sebep sevemememi sağladı. *Trinidad’da çok fazla cafe,restorant,bar var. Geri kalan kiralık ev. Ultra turistik geldi. Havana’ya nazaran biraz daha çekilir yanı var. *Varadero; Küba’nın yaz mevsiminde gelecekseniz daha güzel. Sessiz sakin, huzurlu. Deniz ve kumsal çok güzel. 100/150 m açıkta bile beline gelen bir su seviyesi ve turkuaz renk. Ben çok sıkıldım. Tek geldiğim için bu böyle. *Santa Clara; Kalmaya değmez. Küçük bir kent. Ama çok önemli. Che’nin heykelini,müzesini, beresi ve eşyalarının olduğu müzeyi ve küllerinin de olduğu mezarını görmek için gelinir. 5-6 saat yeterli. – *Viñales; Küba’da en sevdiğim yer oldu. Küba’yı biraz sevdiysem bu Viñales sayesindedir. Doğası,tütün tarlaları,yürüyüş rotaları,at turu,şehrin sakinliği,insanların daha çekilir olması.

Küba’ya tekrar gelmek isterim ama bu yalnız olmaz. Ayrıca bisiklet ile olması çok daha iyi olur. Harika doğası için değer. 2 aylık bir bisiklet turu efsane ve unutulmaz anılarla tüm Küba’yı, gerçek Küba’yı görüp ayrılmak mümkün. Benim gördüğüm yapay Kübaydı..

SELÇUK TANAYDIN EKIM 2017

Amazonlarda 5 günlük tekne yolculuğu.. 

Belem-Manaus arası tekne yolculuğunun kısa detayları..

IMG_5851.JPGGemi hareket etmeden 2 saat önce burada ol dendi ve o saatte orada oldum ama gemi full? Hamak kuracak yer çok kısıtlı. Hep ayak altı dediğimiz geçiş yollarında var. Nereye kurayım derken büyük bir depo kapağını  kapattılar ve 2-3 kişilik yer çıktı ortaya. Ahhaa dedim çilink çilink kasa sesi gibi ses çaldı kafamda.

Devamı »

Çölde ki Göller (Lençóis Maranhenses) Brezilya 🇧🇷

Şöyle bir manzaraya ulaşmak için bayağı bir yol kat etmeniz gerekiyor. Zaten en güzel manzaralar da böyle ulaşımı zor olan yerlerdedir.

Buraya ulaşım kısaca şöyle oluyor: Benim rotam üzerinden anlatacak olursam, Salvador-Sao Luis arası 30 saat süren bir otobüs yolculuğu ile şehre geldim . Sao Luis’de havaalanı var ama uçak biletleri Brezilya’da çok pahalı. Sao Luis’den bu bölgeye kalkan otobüsler var bunun için 12 km uzaktaki terminale gitmeyi göze almalısınız. 2-3 kişi iseniz terminal için Uber en mantıklısı. İlk önce Sao Luis terminalden Barreirinhas’e gitmelisiniz oradan da Lençois Maranhenses.

Ama daha iyisi ve nerdeyse aynı fiyata olanı tur şirketleri de sağlıyor.Minibüsler ile sizi kaldığınız yerden alıp 4-5 saatin sonunda Barreirinhas kasabasına götürüyorlar. Ücreti 60 real.

Sao Luis şehri UNESCO’nun koruması altında olan bir balıkçı ve liman kenti. Buraya görmeye gerek yok derseniz de direkt Barreirinhas kasabasına gidip hotel,hostel gibi yerlerde de kalmanız mümkün. Ben Sao Luis’de 2 gece kaldım. Bu tarz eski balıkçı kasabalarından çok görenler için ultra güzel yer değil belki ama ben benzer yerler görmeme rağmen yine de sevdim.

 

Barreirinhas kasabasında ise tur satın almalısınız. Aksi takdirde gitmeniz çok zor. Parkın içinde yaşayan insanların ulaştığı jeepler veya atv lere otostop çekerek binebilirsiniz. Tabi sizi almaları zor olabilir. Parkur ise oldukça uzun. 1 saat süren bir parkur. Tur fiyatı ise 70 real. Ben tur ile gittim. Gayet keyifli geçti.
Öğlen 14:00 da kaldığım yerden gelip jeep ile aldılar. 12 kişilik bir jeep ile yola çıktık.

Bir de rehber var. 100-150 metre uzunluğunda bir nehri el yapımı bir iskele üzerine jeepleri koyarak karşıya geçtik. İskeleyi arkadan küçük motorlu bir kayık ittiriyor.

Zemini kumsal olan bir ormandan jeep safari yaparak bölgeye ulaştık.

 

Arkada görülen ormanın içinden 1 saat sürdü bu yolculuk. 100 metre kadar dik bir tırmanıştan sonra gördüğüm manzarayı hiç bir yerde görmedim. O anki hissi anlatamam sanırım. 8 yaşında ki çocuğun manzarayı gördüğünde attığı sevinç çığlıklarını halen unutabilmiş değilim.

İlk manzara.. 

Tüm gün yalınayak yürüdük. Aslında kendimi bazen Interstellar veya The Martian filminde gibi hissettiğim oldu.
Çölün bulunduğu yer, Brezilya’nın kuzey doğusunda bulunan bir ulusal parkın parçası. İnanması zor belki ama Brezilyanın uzak bir ucunda hem de okyanus kenarında ufacık bir çöl var. Tabi yağmur ormanları ve okyanus arasında kalmış bu kurak mekan bir çok zıtlığıda içerisinde barındırabilmiş.

Dron ile yükselten çekeceğiniz aynı fotoğraf karesine çölü, nehri, okyanusu ve yağmur ormanlarını sıkıştırabilirsiniz. Yağmur ormanları arasında olduğundan çöl, yılın belli zamanlarında Temmuz/ Eylül arası oldukça yağış alıyor. Ve bu yağışlar tuhaf bir fenomene sebep oluyor. Tabi bu dönemsel olduğundan etrafta herhangi bir bitki görmek kolay değil. Öyle olunca kum dağları arasında biriken yağmur suyu büyük lagün göllerini oluşturuyor.

Tıpkı bir cennetten parça gibi. Bu göllerde yüzmek ayrı bir keyif. Ilık ve çok temiz. Çıktıktan sonra haliyle bir duşa ihtiyaç yok.

Bu lagün göllerinin bazıları nehre ulaşabiliyor. Bu esnada bazı göllere de balıklarda ulaşabiliyor. Bu balıklar suyun çoğunluğu buharlaştıktan sonra küçük birikintilerde, çamur ve nemli yerlerde bir sonraki sezona kadar uyanık kalmayı başarabiliyorlarmış.

Kalan hikayeyi fotoğraflar anlatsın..

Burada gün batımını izlemek çok keyifliydi..

Bu da heyecandan anlatamayışımın videosu..

Facebook ve Instagram: Gezgin Guru 

Selamlar..