Çölde ki Göller (Lençóis Maranhenses) Brezilya 🇧🇷

Şöyle bir manzaraya ulaşmak için bayağı bir yol kat etmeniz gerekiyor. Zaten en güzel manzaralar da böyle ulaşımı zor olan yerlerdedir.

Buraya ulaşım kısaca şöyle oluyor: Benim rotam üzerinden anlatacak olursam, Salvador-Sao Luis arası 30 saat süren bir otobüs yolculuğu ile şehre geldim . Sao Luis’de havaalanı var ama uçak biletleri Brezilya’da çok pahalı. Sao Luis’den bu bölgeye kalkan otobüsler var bunun için 12 km uzaktaki terminale gitmeyi göze almalısınız. 2-3 kişi iseniz terminal için Uber en mantıklısı. İlk önce Sao Luis terminalden Barreirinhas’e gitmelisiniz oradan da Lençois Maranhenses.

Ama daha iyisi ve nerdeyse aynı fiyata olanı tur şirketleri de sağlıyor.Minibüsler ile sizi kaldığınız yerden alıp 4-5 saatin sonunda Barreirinhas kasabasına götürüyorlar. Ücreti 60 real.

Sao Luis şehri UNESCO’nun koruması altında olan bir balıkçı ve liman kenti. Buraya görmeye gerek yok derseniz de direkt Barreirinhas kasabasına gidip hotel,hostel gibi yerlerde de kalmanız mümkün. Ben Sao Luis’de 2 gece kaldım. Bu tarz eski balıkçı kasabalarından çok görenler için ultra güzel yer değil belki ama ben benzer yerler görmeme rağmen yine de sevdim.

 

Barreirinhas kasabasında ise tur satın almalısınız. Aksi takdirde gitmeniz çok zor. Parkın içinde yaşayan insanların ulaştığı jeepler veya atv lere otostop çekerek binebilirsiniz. Tabi sizi almaları zor olabilir. Parkur ise oldukça uzun. 1 saat süren bir parkur. Tur fiyatı ise 70 real. Ben tur ile gittim. Gayet keyifli geçti.
Öğlen 14:00 da kaldığım yerden gelip jeep ile aldılar. 12 kişilik bir jeep ile yola çıktık.

Bir de rehber var. 100-150 metre uzunluğunda bir nehri el yapımı bir iskele üzerine jeepleri koyarak karşıya geçtik. İskeleyi arkadan küçük motorlu bir kayık ittiriyor.

Zemini kumsal olan bir ormandan jeep safari yaparak bölgeye ulaştık.

 

Arkada görülen ormanın içinden 1 saat sürdü bu yolculuk. 100 metre kadar dik bir tırmanıştan sonra gördüğüm manzarayı hiç bir yerde görmedim. O anki hissi anlatamam sanırım. 8 yaşında ki çocuğun manzarayı gördüğünde attığı sevinç çığlıklarını halen unutabilmiş değilim.

İlk manzara.. 

Tüm gün yalınayak yürüdük. Aslında kendimi bazen Interstellar veya The Martian filminde gibi hissettiğim oldu.
Çölün bulunduğu yer, Brezilya’nın kuzey doğusunda bulunan bir ulusal parkın parçası. İnanması zor belki ama Brezilyanın uzak bir ucunda hem de okyanus kenarında ufacık bir çöl var. Tabi yağmur ormanları ve okyanus arasında kalmış bu kurak mekan bir çok zıtlığıda içerisinde barındırabilmiş.

Dron ile yükselten çekeceğiniz aynı fotoğraf karesine çölü, nehri, okyanusu ve yağmur ormanlarını sıkıştırabilirsiniz. Yağmur ormanları arasında olduğundan çöl, yılın belli zamanlarında Temmuz/ Eylül arası oldukça yağış alıyor. Ve bu yağışlar tuhaf bir fenomene sebep oluyor. Tabi bu dönemsel olduğundan etrafta herhangi bir bitki görmek kolay değil. Öyle olunca kum dağları arasında biriken yağmur suyu büyük lagün göllerini oluşturuyor.

Tıpkı bir cennetten parça gibi. Bu göllerde yüzmek ayrı bir keyif. Ilık ve çok temiz. Çıktıktan sonra haliyle bir duşa ihtiyaç yok.

Bu lagün göllerinin bazıları nehre ulaşabiliyor. Bu esnada bazı göllere de balıklarda ulaşabiliyor. Bu balıklar suyun çoğunluğu buharlaştıktan sonra küçük birikintilerde, çamur ve nemli yerlerde bir sonraki sezona kadar uyanık kalmayı başarabiliyorlarmış.

Kalan hikayeyi fotoğraflar anlatsın..

Burada gün batımını izlemek çok keyifliydi..

Bu da heyecandan anlatamayışımın videosu..

Facebook ve Instagram: Gezgin Guru 

Selamlar..

Yolda olmak..

Kendi kendime kaldığım da bir hesaplaşma başlıyor içimde. Bir yerden başka bir yere giderken aynı kişi olamıyor insan. Az önce melankolik biriyken şuan neşe doluyum mesala. Gün içinde değişkenlik gösteriyor. Ama genelde neşeli oluyor içim. Artısı eksisi ile neşeli. Ne varsa yolda var. Birgün yalnızken diğer gün kalabalık bir ortam da buluyorum kendimi. Başkalaşıyorum. Değişiyorum ve ötekileşiyorum. Gitme diyenlere inat içim tarifsiz bir huzur ile dolu. Kaç kişi tanıdım şu 20 günde hatırlamıyorum. Not etmeliyim.

Sevdiklerim de oldu ama gönlüme alamadım. Bir kez kırıldımı tekrar kırılsın istemiyor insan. Bir yer de okumuştum, “Azraile koz vermek istemiyorsan, sevdiklerinin sayısını az tutacaksın”

Punta del este – punta del diablo (Uruguay) arası yolda gidiyorum. Camın ardı düz ova. Yeşil ve üzerine inekler serpiştirilmiş. Ufak nehirler ve göller ise yolun süsü gibi.

Gidilen nokta tarifi mümkün olmayan bir yer. Hemen ardından Cabo Polonia geliyor, ki efsane bir yer. Issız ve yıldızların okyanusun üzerinde izleyebileceğiniz bir yer. Her gideceğim yerin heyecanı diri tutuyor beni. İçim kıpır kıpır. Oraya ulaştığımda bir keşif duygusu ve doyumsuzluk, sindirme derken başka diyarların heyecanı başlıyor. Ve ben dünkü Selçuk olamıyorum. Üzerime koyarak ilerliyorum. Arınarak.. Tıpkı Dalai Lama gibi yada bir Guru.. 
Cebimde bir ev anahtarı yok. Bu duygu hoşuma gidiyor. Ödemem gereken faturalar yok. Kira yok. Hesap vereceğim veya varmam gereken bir yer yok. Tabular hiç yok. En hafifletici olanı da bu. İnançsız ve etiketsiz..

Anadan doğma gibi.. Saf..
07/05/2017 

19:15/Uruguay